“Kadın’ın Adı Var Peki Ya İtibarı”

“Kadın’ın Adı Var Peki Ya İtibarı”

Herkese Merhaba, Kimilerine göre küresel sermayenin ürünü kimilerine göre tüm ezilmiş dünya kadınlarının sembolü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü… Biz na

Dünya Tarihinin En Büyük Kadınları
Çalışan Kadınların Karşılaştığı Zorluklar
Dünyanın En Kaslı 5 Kadını

Herkese Merhaba,

Kimilerine göre küresel sermayenin ürünü kimilerine göre tüm ezilmiş dünya kadınlarının sembolü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü… Biz nasıl algılarsak, nasıl yorumlarsak yorumlayalım bugünün kutlanmasından ziyade “anlaşılması”dır esas olan diyip, günün kutlanmaya değer görülmesinin hangi şartlarda ve nasıl ortaya çıktığının tarihçesinin bilinmesi gerekir diye düşünüyorum.

8 Mart’ın kadınların “mücadele günü” haline gelmesinin ilk eylemi olarak Mart 1857’de tekstil işçisi kadınların yaptığı grev kabul edilmektedir. Polisin grev hakkını kullanan işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can vermiştir. Bu olaydan sonra başlayan uyanıştan yaklaşık elli yıl sonra yani 1908’de yine tekstil işçisi 15.000 kadın oy hakkı, çalışma saatlerinin azaltılması, çocuk işçi çalıştırılmasının yasaklanması gibi taleplerle protesto yürüyüşlerini başlattılar. Sloganları “Ekmek ve Güller”di. Ekmek ekonomik adaleti ve güvenceyi Gül ise daha iyi yaşam koşullarını simgeliyordu. 

1909’da Amerikan Sosyalist Partisi Şubat ayının son pazarının “Kadın Günü” olarak kutlanması kararını aldı. 1910 yılında Kopenhag’da toplanan II. Sosyalist Kadınlar Konferansı 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day) olarak kutlanmasına karar verir.

Konferans sonuç metninde çıkan kararın tam metni şöyleydi: “Her ülke proletaryasının (alt sınıf), sınıf bilinçli, siyasi ve sendikal örgütlerinin anlaşmasına göre, tüm ülkelerin Sosyalist kadınları her yıl bir günü Kadınlar Günü olarak kutlayacak ve öncelikli hedefleri de kadınların oy hakkını kazanmasını desteklemek olmalı… Bu talep, tüm kadın sorununun Sosyalist ilkelerle bağlantılandırılmasıyla ele alınmalıdır. Kadınlar Günü enternasyonal (milletlerarası) bir karakterde ve dikkatle örgütlenmelidir.”

1911 yılında Uluslararası Kadın Günü ilk kez milyonlarca kadının bir araya geldiği mitinglerle Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlandı. 25 Mart 1911’de New York’taki Triangle Gömlek Fabrikasında çıkan yangında 140 genç işçi kadının önlemlerin yetersizliği nedeniyle yanarak ölmesinin ardından, Kadın Sendikaları Birliği’nin çağrısıyla düzenlenen eylemlerde yaklaşık 100.000 kişi sokağa dökülmüş ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için eylem yapmıştı. Kadınlar günü Rusya’da ilk kez 1913’de izinsiz gösterilerle kutlandı.

1917’de Şubat Devrimi’nin başlangıcı olan,  Rus takvimiyle 22 Şubat’ta, yani 7 Mart’ta, erkek yöneticilerin itirazlarına rağmen kadınlar ertesi gün için grev çağrısı yaptılar. 23 Şubat -yani 8 Mart- günü kadınlar ekmek ve barış talebiyle sokağa dökülerek devrimi başlattılar. Ekim Devrimi’nin ardından Kollontay’ın (Rus Kadın Diplomat) önerisiyle 8 Mart resmi tatil ilan edildi ve Sovyetler dönemince “kahraman kadın işçilerin” anısına kutlandı. 

Türkiye’de Kadınlar Günü: Dünya Kadınlar Günü ülkemizde ilk kez 1921 yılında kutlanmıştır. 1975 de BM’nin 75-85 yıllarını “Kadın on yılı” olarak kabul etmesinin ardından, 1977 16 Aralık’taki genel kurulda yılın bir gününün Birleşmiş Milletler Kadın Hakları ve Barış günü olarak kutlanmasını karar altına aldı. Bu karardan Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı.

Dört yıl süreyle yüksek katılımlı mitingler ile bugün kutlandı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren ülkemizde de her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediyor. Bu noktada genel uluslararası tartışma konusu evde çalışan kadınların da sendikalaşması, hak ve taleplerinin devlet güvencesi ile tanınması gibi konular iken maalesef ülkemizde “Kadın” başlı başına bir sorun olarak algılanmaktadır. Oldukça derin ve sanırım maalesef uzun bir yolumuzun olduğu bu konu umarım gelecek nesillerce “cinsiyet ayrımı olmaksızın” ortak olarak çözülecektir.  

Öğrencilik yıllarımda sevgili hocamız İlber Ortaylı’dan dinlediğim eski Türk toplumlarında kadının değerini anlatan kısa bir hikaye ile yazımı bitirmek  ve sizleri özel günleri kutlarken “özünü” anlayıp anlamadığımıza dair düşündürmek isterim.

Bir gün Cengiz Han, tüm hanlarını toplamış, sağ yanına da eşini oturtmuş;

              Cengiz Han hanlarına dönmüş ve şöyle seslenmiş:

–“Ben Hanlar Han’ı Cengiz Han, hepinizin hanıyım” ve sonra eşini göstererek;
– “Bu da benim HAN’IM” demiş.

İşte erkeklerin “eşim” anlamında söyledikleri “hanım” kelimesi buradan geliyor.  Ne kadar değerli değil mi? Yani özümüzde, değerlerimizde kadının adı da var itibarı da…

Yararlanılan Kaynaklar:

  • www.odtuadt.com

“Kadın’ın Adı Var, Peki Ya İtibarı”

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0