Bir gece herkes sustuğunda, bazen sadece kendi sesin kalır odada.
O sesinle ne yapacağını bilemediğin anlar vardır…
Kaçarsın. Televizyonu açarsın, bir şeyler atıştırırsın, sosyal medyada gezinirsin.
Ama o ses, hep aynı noktada bekler: “Beni artık duyar mısın?”
Kendinle konuşmak kolay değildir.
Çünkü bazen o konuşmanın içinde yıllarca sakladığın gözyaşları, susturduğun öfkeler, yarım kalmış cümleler vardır.
Ama bir kez dinlemeye başladığında fark edersin. O ses düşmanın değil, en derin rehberindir.
Bir danışanım bana bir gün şöyle demişti:
“Hida Hanım, kendimle konuştuğumda hep kavga ediyoruz.”
Ona gülümseyerek şöyle dedim:
“Demek ki hâlâ iletişim var. Korkma, o kavga bir gün anlaşmaya dönüşür.”
Kendinle konuşmak, içsel bir barış çağrısıdır.
Kendine kızmak yerine anlamayı, cezalandırmak yerine sarılmayı öğrenmektir.
Çünkü iyileşme, sessiz bir kabul anıyla başlar.
Bugün kendine sadece bir soru sor:
“Ben, kendi iç sesime nasıl davranıyorum?”
Onu eleştiriyor musun?
Yoksa gerçekten dinliyor musun?
İşte bütün fark burada başlar.
İnsan, kendine konuşmayı öğrendiğinde yaşam da onunla konuşmaya başlar.
“Artık kendime güveniyorum.”
İçine dön, ışığın orada.
Ve ışık içindeyse, yön her zaman bulunur.

YORUMLAR