Değişim Seninle Başlar

AnasayfaKöşe Yazarları

Değişim Seninle Başlar

Merhaba Dostum
Partnerinize Ne Kadar Bağlı Hissediyorsunuz?
Mutluluğun Önündeki Engelleri Kaldırın

Değişim Seninle Başlar… Kendini tanımak içsel bir süreçtir, her birimiz için nefes almak , yemek yemek ve diğer tüm temel ihtiyaçlarımız kadar önemli ve gereklidir. Gerekliliğinin yanında kendini tanımanın hayatımıza katkıları da olabildiğince fazladır. Delfi kahini bile binlerce yıl önce “kendini tanı” demiştir.

Değişim Seninle Başlar

Peki kendini tanımak nedir? Kendini tanımak; ilgi ve yeteneklerinin, farklılıklarının, düşüncelerinin, duygularının, eksikliklerinin, isteklerinin ve buna yönelik amaçlarının farkında olmak diyebiliriz kısaca.

Biraz da bütün bunlarla ilgili farkındalıklarımızın bize kattıklarından bahsedebiliriz; Kendini tanıyan birey, duygu ve düşünceleriyle ilgili farkındalığı konusunda yeterince gelişmiştir, hissettiklerini anlamlandırma konusunda iyidir, aynı zamanda kendini tanımanın özgüven gelişimine de katkısı çok fazladır ve farkındalığı yüksek birey sosyal ilişkilerinde de empati yeteneğinin gelişmiş olması sebebiyle iyidir diyebiliriz.

Güçlü bir öz farkındalığa sahip insan ne kendini gereksiz yere eleştirir ne de ütopik düşünce sisteminde gezer. Bunun yerine kendine ve başkalarına karşı daha dürüst ve realisttir aynı zamanda verdiği kararlar ve değerleri uyuşur. Öz farkındalığı yüksek kişi zayıf ve güçlü yanlarını bildiğinden kendiyle dalga geçmekten ve bunları ifade etmekten çekinmez, öz farkındalığı zayıf kişi ise bunun tersine yapıcı bir eleştiriyi bile tehdit ya da başarısızlık olarak değerlendirir. Anksiyete, stres ve depresyonla ile ise negatif korelasyon söz konusudur.

Biz insanlar kendimizle çok fazla zaman geçiriyor olmamızın yanı sıra kendimize aslında gerektiği kadar da zaman harcamıyoruz, kendimize dönüp şuan böyle bir durumda ne hissediyorum?

Bütün bu hissettiklerimin anlamı ne ? gibi basit ve kendimizi daha iyi anlayabilmemize yardımcı olacak çok basit soruları bile kendimize sormuyoruz ve aslında hissettiğimiz her duygunun, düşündüğümüz her düşüncenin birbirinden farklı ve önemli yanları var. Örneğin davranışlarımız, davranışlarımızın altında yatan dinamikleri iyi çözümleyebiliyor olmak da kendini tanımanın bir adımıdır.

Karşımıza çıkan herhangi bir insana karşı duyduğumuz öfkenin, sevginin, merhametin hepsinin kendimizle ilgili sandığımızdan çok daha büyük nedenleri vardır. İnsanlar bir başkasını yargılarken, eleştirirken bile aslında kendi eksikliğini hissettiği, bastırdığı yanlarına olan öfkelerini dile getirirler ve hatta şöyle diyebiliriz ki bu kadar yargılayıcı,yıkıcı ve eleştirel davranmalarının altında yatan temel sebep o kendisiyle yüzleşemediği, tanıyamadığı, anlamlandıramadığı duygu veya düşüncedir.

Kendimizi Tanımaya Nereden Başlamalıyız Peki?

Özbilinç dediğimiz kavram duygusal zekanın temelini oluşturur ve “benlik bilinci” olarak da ifade edilebilir. Özbilinç, kendini tanıma, kendi duygularının farkına varıp ve onları doğru değerlendirebiliyor olma yeteneğidir, bir bakıma psikolojik içgörüdür.
Daha sonra duygularımızı denetleyebilmek devreye girer yani burada kastedilen ne duygularımızın esiri olmak ne de onları bastırmak, duyguları kontrollü , uyumlu ve dengeli bir biçimde ortaya koyabilmektir, gerekli durumlarda “doyumun, hedefe yönelik olarak kişinin kendisince ertelenmesi” olarak da ifade edebileceğimiz “duygusal özdenetimdir

Bu iki aşamadan sonra sırada “kendini harekete geçirebilme” yer alır, bu duygularımızı bir amaç doğrultusunda harekete geçirebilme, içsel güdülenmedir. Motivasyon amaca yönelik davranışta güdülenme kaynağıdır ve enerjiyi o yönde harcamak için niyeti içerir. Ve bir işi başlayıp bitirmek için gereklidir.
Duygusal zekanın bir sonraki aşaması empatidir. Empati , başkalarıyla iletişim kurmada temel yapıtaşıdır, basitçe kendini karşımızdakinin yerine koyabilme becerisidir. Bir kişinin içgörüsü ne kadar gelişmişse başkalarını da o kadar iyi anlar.

Son aşaması işe sosyal becerilerdir, insanlarla ve toplumla uyum sağlayarak onlarla arzulanan yönde ilerleyebilmektir bu yetiye sahip olmayı Goleman “sosyal sanatlar” ya da “ilişki sanatı”diyor.
Bu duygusal zekayı geliştirmeye yönelik aşamaları tek tek ve özenle tamamladıktan sonra kendimizle ilgili farkındalığımızda ki olumlu değişiklikleri gözle görülebilir şekilde fark edebiliriz. Bu da daha anlamlı ve mutlu bir yaşam sürmemize yardımcı olur. Tolstoyun da dediği gibi “Başkalarının hataları ve kötülükleri ile uğraşarak ruhunu karartma, düzeltilmesi gereken biricik insan sensin.”

YORUMLAR

WORDPRESS: 0